Kafka’nın Çizimleri

image

image

“Çizimlerimi beğeniyor musun? Biliyor musun, bir zamanlar çok iyi bir ressamdım. Ancak daha sonra kötü bir ressamın yanında çizim yapmayı öğrenmeye başladım ve bütün yeteneğimi mahvettim. Bir düşünsene! Ama bekle, gelecek sefere gülmen için sana eski çizimlerimden bir kaç tane göndereceğim. Bu çizimler zamanında, ki üzerinden yıllar geçti, beni her şeyden daha fazla tatmin etti.”

“Wie gefällt Dir mein Zeichnen? Du, ich war einmal ein großer Zeichner, nur habe ich dann bei einer schlechten Malerin schulmässiges Zeichnen zu lernen angefangen und mein ganzes Talent verdorben. Denk nur! Aber warte, ich werde Dir nächstens paar alte Zeichnungen schicken, damit Du etwas zum Lachen hast. Jene Zeichnungen haben mich zu seiner Zeit, es ist schon Jahre her, mehr befriedigt, als irgendetwas.”

image

image

Kafka’nın çizim çalışmalarından çok azı günümüze kaldı; kalan bu bir kaç çizimi de arkadaşı Max Brod’un saklama tutkusuna borçluyuz. Bu çizimlerden en fazla akılda kalanlar ise pek çok eserinin kapağında kullanılan ve ekspresyonist-dışavurumcu bir havası olan “kibrit adamlar”.

image

Oysa muhtemelen bir fotoğrafına bakarak çizdiği kendine ait portreyle annesinin portresi ne yazık ki pek bilinmiyor. Bu çizimlerin tarihleri de net olarak bilinmemesine rağmen 1911 tarihli bir günlük notunda yer aldığı düşünülüyor. Annesinin portresini ise eşiyle akşam iskambil oynadığı esnada çizmiş olduğu sanılıyor:

“Gözlüğün rüyamda akşam yanımda oturan ve iskambil oynadığı esnada kelebek gözlüğünün arkasından rahatsız bir şekilde bana bakan anneme ait olduğunu hatırlıyorum. Daha önce farkettiğimi hatırlamadığım kadarıyla kelebek gözlüğü sağ gözüne sol gözünden daha yakın duruyordu.”

“Jetzt erinnere ich mich, dass die Brille im Traum von meiner Mutter stammt, die am Abend neben mir sitzt und unter ihrem Zwicker während des Kartenspiels nicht sehr angenehm zu mir herüberschaut. Ihr Zwicker hat sogar, was ich früher bemerkt zu haben mich nicht erinnere das rechte Glas näher dem Auge als das linke.”

Chicago’da yaşayan İngiliz sanatçı Philip Hartigan ise Kafka’nın çizimleriyle seyredilesi bir video çalışması yapmış:
İnsanoğlu bu sadeliği artık hiç yakalayamıyacak..
Leonardo da Vinci

İnsanoğlu bu sadeliği artık hiç yakalayamıyacak..

Leonardo da Vinci

Tags: davinci

Erguvanî aşk

Ufukta yeşerdi korkular
Batıla gün doğuyor
Hürmüz mızrağını atıyor
Aşk ışıkla meşk ediyor
Sen ki gönlümün erguvanî doğanı
Kasrımı hüzün basıyor.

Telif hakkı sahibi: Meltem Slonate


Les Vampires - The Deadly Ring/La Bague qui tue (1915)

Les Vampires - The Deadly Ring/La Bague qui tue (1915)

(Kaynak: peggypepper, hymntobeauty gönderdi)

(seagullontheroof gönderdi)

“Portre fotoğraf kapalı bir kuvvet alanıdır. Dört imgesel büyüklük burada kesişir, birbirine çarpar, şekilleri değişir. Objektif karşısında aynı anda kendim olduğunu düşündüğüm kişi, görülmesini istediğim kişi, fotoğrafçının ben olduğumu düşündüğü kişi ve becerilerini göstermek için kendini kullanan kişiyim.”

-Roland Barthes: Aydınlık Oda, Frankfurt am Main 2012

“Das photographische Portrait ist ein geschlossenes Kraftfeld. Vier imaginäre Größen überschneiden sich hier, stoßen aufeinander, verformen sich. Vor dem Objektiv bin ich zugleich der, für den ich mich halte, für den ich gehalten werden möchte, der, für den der Photograph mich hält, und der, dessen er sich bedient, um sein Können vorzuzeigen.”

-Roland Barthes: Die helle Kammer, Frankfurt am Main 2012, S. 22

“Kim bu dünyaya gelmek için bu kadar deli idiyse, şiir sayesinde doğmaya hazır olduğunu da bir gün kavramalıdır.”

P. Sloterdijk, Dünyaya Gelmek – Dile Gelmek

“Wer verrückt genug war, zur Welt zu kommen, sollte irgendwann begreifen, dass er reif ist für die Entbindung durch Poesie.”

P. Sloterdijk, Zur Welt kommen — Zur Sprache kommen. Frankfurter Vorlesungen, Frankfurt/M. 1988, p. 138.

“Simdi anlıyorsundur muhakkak, bütün çabalarıma rağmen gerçek roman olan romanları yazmada ne kadar zorlandığımı; çünkü her adımda, her sayfada kendi hayatımın gerçekliğine çarptığımı; kişisel deneyimlerime, anılarıma..Uydurmak neden, sonsuz sayıda anlatılacak malzemenin olduğu roman gibi böyle bir hayat sürmüşsen? Oysa gerçek roman gerçekliği aydınlatan, taşıyan ve belki de değiştiren bir yaratma eylemi, sahte bir evrendir. İnsan Boris Vian gibi “Bu kitaptaki her şey gerçektir, çünkü hepsini ben uydurdum” diyebilmeliydi. Ben de hepsini uydurabilmek isterdim…”

Jorge Semprún, ‘20 yıl ve bir gün’

"Jetzt verstehst du bestimmt…warum es mir trotz aller aller Mühe so schwerfällt, Romane zu schreiben, die wirkliche Romane sind: weil ich bei jedem Schritt, bei jeder Seite auf die Wirklichkeit meines eigenen Lebens stoße, meiner persönlichen Erfahrung, meiner Erinnerung: Warum erfinden, wenn du ein so romanhaftes Leben gehabt hast, in dem es unendlich viel erzählerisches Material gibt? Der echte Roman ist aber ein Schöpfungsakt, ein falsches Universum, das die Wirklichkeit erhellt, trägt und vielleicht verändert. Man müßte wie Boris Vian sagen könnten: In diesem Buch ist alles wahr, weil ich alles erfunden habe. Auch ich würde gerne alles erfinden…"

Jorge Semprún, Zwanzig Jahre und ein Tag, Frankfurt am Main 2006, S. 252f.

Tags: Semprún

indifferance:

Farewell, old friend!